Toplam Ziyaretçi: 957.844
© 2015, Tüm Hakları Mustafa TURAN'a Aittir.
Ekşi Bilişim & Tasarım

HARPUT’UN DİRİLİŞ ZAFERİ

Tarihe açtığımız pencereden binlerce yıl öncesinin Anadolu’sunda neşvü nema bulan Harput diyarına, geniş bir perspektiften bakarsak şöyle bir manzarayla karşılaşırız:
Hititlerden, Romalılara kadar çeşitli ulusların oluşturduğu zengin kültüre, Emeviler’den
Osmanlılar’a kadar Türk-İslam kültürünün ilavesiyle oluşan kültür sentezinde, Harput’un şahikalarda taçlandığını görürüz. Bu değişik kültürlerin izdivacından kristalize olan Harput’un; tarihi, coğrafyası, sanatı, edebiyatı ve ticareti yönüyle, sosyal, kültürel ve iktisadi boyutuyla bölgenin gözdesi durumuna yükseldiğine tanık oluruz. 19. Yüzyılda Ma’muret’ül-Aziz, 20. yüzyılda da Elazığ adını aldığını müşahade ederiz.
Aynı pencereden manzarayı seyretmeye devam edersek, bu güzel ve tarihi şehrin yokuşunu
çıkar gibi, çağlayanlar misali Fırat’ın akışını seyreder gibi, insanlarının elinde kitap bülbül gibi şakıyışını duyar gibi oluruz.
 Şair’in:

Kar mı yağmış şu Harput'un başına
Kurban olam toprağına taşına

haykırışını adeta hisseder gibi oluruz.
Şimdilerde Elazığda çok ulvi güzellikler cereyan ediyor.  Tüm ülke orada olup bitene gıptayla bakıyor. Evet ! Elazığ amiriyle memuruyla, öğrencisiyle öğretmeniyle, komutanıyla eriyle, patronuyla işcisiyle,  imamıyla cemaatıyla, yaşlısıyla genciyle yediden yetmişe kitap okuyor. Artık kitabı ihtiyaç listesinin başına koyuyor, onu vazgeçilmezlerinden biri sayıyor. Kitapla kol kola yürüyor mutlu yarınlara.
Ben bu projeye baktığımda, kitap ve kütüphane deyince, tarihe altın harflerle adını yazdıran Rey, Bağdat, Kahire, Endülüs ve İstanbul çemberi merkezindeki zengin Harput kültürünün, yeni bin yılın başında Şark dünyasındaki modernize olmuş açılımını görüyor ve diyorum ki; Arenadaki gladyatörler kendi kahramanlıklarını göremez, sezemez ve değerlendiremezler. Onu arenadaki seyirciler uzaktan daha iyi görür ve değerlendirirler. Bu manada göz de kendini göremez derler. Biz uzaktan okuyan Elazığ’ı görüyoruz. Onları canı gönülden alkışlayıp, takdir ediyoruz. Bu satırlar da bu keyfiyetin âcizane bir ifadesi.
Kahramanlık odur ki, onu başkaları alkışlar.
Yiğitlik odur ki,  onu diğerleri takdir eder.
Mertlik odur ki, onu ötekiler anlatır.
İyilik ve güzellik odur ki, onu başkaları hayırla yadeder.
Yusuf, köle pazarına çıkarıldığında onu satın almak için sıraya giren bir fakire sordular:
“Sen hangi cüretle Yusuf’a talip olursun ki, çuvalında birkaç paçavradan başka hiçbir şeyin yok. O da dedi ki: “Ben de bilmiyorum. Ama şu husus bilinsin ki, ben de Yusuf’taki özellikleri ve güzellikleri fark etmişlerden biriyim.”
Bu bağlamda biz de Elazığda neşvü nema bulan devasa boyuttaki kitap okuma faaliyetlerinin özelliklerini ve güzelliklerini fark edenlerdeniz.
Toplumsal olarak kitap okumama keyfiyetinin doğurduğu yaraya, gerçek anlamda Elazığda neşter vurulduğunu anlıyoruz. İnanıyorum ki, Buda’nın felsefesine düşünce ile başladığı gibi, okuyan şehir Elazığ’ın sokak ve caddeleri, kazaları ve köyleri de, kitaplardan elde ettikleri birikimle, düşünce ikliminden doğan kültür çağlayanlarından kana kana içen insanlarla dolup taşacaktır. Bu konumu ile Elazığ, ülkemizde mümtaz bir yere gelerek diğer illere örnek ve önderlik edecektir.
Damladan deryaya, zerreden küreye ulaşmak için, ecdadımız zihinlerini kitapların çağlayanları ile sulamıştır. Bu şekilde tarihimizin bağrında esatiri bir atmosfer oluşturmuştur kitap. Mazide kitap okuma olgusu, sevdamıza yazılmış bir mersiyedir.
Kitap kültürü bizim ihyamızın hamuru idi. Ondan uzaklaşınca bu durum, ifnamızın sebebi oldu.
Bir süreden beri, gelecekte bizi diriltecek, eğitecek ve yükseltecek iksirin kitap olduğu bilincine varan bir avuç kahraman, Elazığ da bir destanı meydana getirdiler. Bu hareketin tüm Anadolu’ya yayılması ve verimli toprakları sulayacak olan yağmur yüklü bulutlardaki şimşek lerin çakıp ortamı aydınlatması gibi,  bilgiye ve kültüre susayan gönüllerde de, kitap ve okuma kavramlarının makes bulması ve bu sayede insanlarımızın aydınlanması en büyük temennimizdir.
Şair: “Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım”  diyor. Şimdi benim yaptığım şey de, şahikalarda bayraklaşan bu devasa projeyi anlatımda kelimeler kifayet etmediği için, boncuk boncuk hal diliyle hadiseyi bir nebze izah etmeye çalışma keyfiyetidir.
Zafer, sadece askeri litaratürde değil, hayatın her alanındadır.
Zafer,   millet için diriliştir. Ölü toprağından silkiniştir. Kültür ve medeniyette yükseliştir. Bizi biz eden dinamiklerimize sarılıp kendimize geliştir. Kitapla kol kola yürüyüştür. Tembelliğin boynuna ipi takıp yüzü koyun yerlerde sürüyüştür.
Zafer, sağlam değerlerle maziyi atiye bağlayıştır. Bir şelale haşmetiyle dağlardan derelere ve deryalara gürül gürül çağlayıştır.
Kitap okuma konusunda millet olarak irtifa kaybede kaybede dibe vurduğumuzu hissedince , “Okuyan Şehir Elazığ” kampanyasını başlatarak, halkı konu üzerinde odaklaştırmak ve yediden yetmişe herkesi kitapla kucaklaştırmak zaferin ta kendisi ve belki de en görkemlisidir.
Atatürk düşüncesinde, “Zafer, zafer benimdir diyebilenindir.” La Fontaine’nin felsefesinde de: “Hiç bir zafere çiçekli yollardan gidilmez.”
Öyleyse biz de diyoruz ki, devasa bir kampanyayı hazırlamak ve yürütmek her kişinin değil, er kişinin karıdır. Stetükocu olanların değil yenilikçi olanların işidir. Bu günden yüz yıl sonrasını görebilenlerin ferasetidir. Hamle ve hareketi idealize edebilenlerin faaliyetidir. Statiklerin değil dinamiklerin etkinliğidir. Çoklarının hayal dahi edemeyeceği bir fiilin gerçekleştirilmesidir. Büyük düşünüp büyük hareket edebilenlerin dillere destan bir hizmetidir.
 Evliya Çelebi’nin ifadesine göre, eski devirlerde bölgeye çok dikenli olduğu için Harput’tan önce “Har-berid” denilmiştir. İşte böylesi bir kampanya ile, bu dikenler içinden gül olup açılabilmek, kitapsızlık ikliminden kitaplı iklimlere kaçabilmektir zafer.
Bu kutlu yolda alkışlanacak bir çığır açabilmek ve kitap okuma tohumlarını yurdun dört bucağına saçabilmektir zafer.
Okuyan dünyadan hisse kapabilmek, çıkmaz sokaklardan çelik gibi bir iradeyle sapabilmek ve büyük bir yarının sevimli minyatürlerini tel tel akort edip, curcunadan ahenge dönüştürdükten sonra kitapla dost yapabilmektir zafer.
Tih’te kudret helvası bekleyen bir anlayışla büyük hedeflerin gerçekleştirilemeyeceğinden hareketle, kitap okuma projesini başlatıp, mesai mefhumu tanımadan canla başla gayret sarfederek, cehli örten kumaşın harıl harıl dokuyucuları ve gece gündüz kitap okuyucuları olabilmektir zafer.
İnanıyorum ki “Okuyan Şehir Elazığ” projesi, toplumdaki cehaleti, ataleti, nemelağzımcılığı, kin ve nefreti, fitne ve fesadı, kavga ve kötülüğü ve tüm olumsuzlukları hiçbir iklimde yeşermeyecek şekilde çayır biçer gibi biçecek ve özlenen huzur ve güven ortamını tesis edecektir. Böylece ortak insani ve ahlaki değerler idealini sosyal hayata hakim kılmak süretiyle gerçekleştirecektir.
“Okuyan Şehir Sakarya “ projesinde yer alan biri olarak, olaya baktığımda, uzunca bir mücadeleden sonra projenin tamamlanamayıp kadük kalması karşısındaki teessürüm sonsuzdur. Oysa Elazığımızdaki projeyi incelediğimde gördüm ki, proje daha kapsamlı, daha planlı ve daha rasyonel hazırlanmış. Takibinin fevkalade yürütülmesi ise ayrı bir takdir konusu. Ve hepsinden önemlisi de zorlama ile değil, tüm kurum ve kuruluşların, fert ve toplumun gönülden projeye sahip çıkıp desteklemesi.
Bu proje, uzun ve yorucu bir mücadeleden sonra başarıyla sonuçlandığında, projede görev alan kitap dostlarının, bu kutlu hizmetin mutlu semeresini görüp, halk katmanlarındaki hasadının toplanmasına şahit olduktan sonra, zaman içinde irtifa kazana kazana yükseldikleri kalelerin burçlarına, elde ettikleri zaferin bayrağını dikmenin onurunu yaşayacaklarını adeta görür gibiyim. “Marifet iltifata tabidir. Marifetsiz iltifat ise zayidir” derler. Burada gerçek manada bir marifet olgusu var. Bunu görmemek için kör olmak lazım. Biz de gördüğümüz bu güzellikleri kelimelerle resmetmeye çalıştık.
Elazığımızda yükselen bu zaferin muzafferleri olan, başta valimiz Sayın Muammer Muşmal Bey’i, İl Özel İdare Sekreteri ve Vali Yardımcısı Sayın Enver Erdem Bey’i ve Mehmet Yılmaz Hoca ile, bu projenin hamle dolu çerağını bir meşale halinde tutmaya azmetmiş projede görev alan kurum ve kuruluş yetkililerini ve tüm Elazığlıları saygıyla selamlamak ve sevgiyle alkışlamak benim uçsuz bucaksız bir bahtiyarlığımdır. Gönül sarayımdaki köşkümün bu hatırlı misafirlerini kemal-i hürmetle tekrar tekrar selamlıyorum.

Yukarıdaki duygu ve düşünceler ilk bakışta belki biraz mübalağa gibi görülüp değerlendirilebilir. Fakat kesin olarak şu hakikati söyleyebilirim ki, tüm bu ifadeler gönlümden yansıyan duyguların çok samimi bir tercümanıdır ve gerçeklik payı yüzde yüzdür.

Mustafa Turan

Bu Sayfayı Paylaşın

Tüm Kitaplar